Oyun Haberleri

Tekken 8 – İnceleme

Valorant VP Oyuneks

“Dövüşte önemli olan kimin ayakta kaldığıdır. Gerisi boş!” – Kazuya Mişima

Vücudundan yere düşen ter damlaları dövüşün ne denli çetin geçtiğinin kanıtıydı. Havada uçuşan ve her birinin içinden fırtına gibi geçtiği rakibinin tekmeleri var oluşunu her saniye tehdit ederken kendi yumrukları sanki boş havayı dövüyordu. Geçen her anla galibiyet parmaklarının arasından uçup giderken yavaşladığını hissediyordu, yumrukları zayıflayıp tekmeleri bacaklarındaki kaslara artık itaat edemeyeceklerini haykırıyordu. Aniden bir darbe yedi! Bir tane daha ve bir tane daha. Sonuncusu kafasının sağına gelmiş görüşüne ter ve kandan bir perde indirmişti, ölecek miydi?

Bu düşünce onda ani bir kıvılcım yaktı! Ölemezdi! Kalbinin derinlerinden ilkel bir hayatta kalma çığlığı koptu, sanki avcısından kaçan o mağara adamının yaşama son tutunuşu gibi gelen bir yumruğu insan üstü bir refleksle savuşturdu, sonra rakibinin böbreklerine sıkı bir tekme geçirdi, sanki bacakları kendi iradeleriyle yapmıştı bunu. Tüm vücudunun yandığını hissediyordu, ciğerlerinde sanki hava yerine zehir akıyordu. Bu yeni gelen enerjiyle zaman sanki yavaşlamış, rakibini de yavaşlatmıştı. Hareketlerini çok daha rahat okuyabiliyor o bir yumruk savuramadan sanki kendisi iki tane atıyordu. Bu karmakarışık saniyeler boyunca kaldırabileceğinin ötesinde çalışmış olan vücudu son bir ölümcül tekme savurdu, o tekmenin hasmının etine deyinceye kadarki yolculuğu sonsuz gibi gelmişti. Hatırladığı son şeyse yerde baygın yatan bir et yığınıydı. Işıklar kararıyor, deliye dönmüş seyircinin tezahüratları boğuk bir kakofoniye dönüşüyordu.

Kazanmış mıydı? Yoksa o yerdeki et yığını kendisi miydi? Bilmiyordu. Bayıldı. Hastane yatağında uyandığında yanında bir kupa vardı, tüm bunların bir rüya olmadığının ispatı olan o altın kaplama TEKKEN Kupası…

Yine, yeni, yeniden

Yukarıda anlattığım her şey gerçek. TEKKEN 8’i incelemeye ayırdığım yaklaşık 50 saat boyunca bu tarz geri dönüşlerle öyle çok karşılaştım ve hepsi de beni her seferinde öyle heyecanlandırdı ki sırf o heyecanı yeniden tatma arzusu bile beni yazının başından kaldırıp oyuna geri dönmeye itiyor(arada döndüm hatta yalan yok). Ama madem bu benim görünen gelecekteki son oyun incelemem hakkını vereyim değil mi? 90’ların ortalarından itibaren önce atari salonunda sonra da evde müdahili olduğum Tekken serisinin yolculuğunun bu son ayağını yazmak benim için hem çok nostaljik hem de çok taze bir his. Sonuçta 30 yıllık seriyi 25 yılında aktif olarak takip edip nice zaferler ve mağlubiyetler tatmışım. Nice anılar, dostlar, rakipler gelip geçmiş parmaklarımın arasından. Ve taze çünkü her açıdan güçlenip gelişmiş ve uzun süredir seriye yük olan bazı özelliklerinden arınmış bir Tekken var karşımda. Ve bu harika bir his.

Bu sefer biraz değişik bir yol deneyip anlatmaya seslerden başlamak istiyorum. “Ne alaka?” diyebilirsiniz ama demeyin çünkü Tekken görsel olduğu kadar işitsel datanın da çok büyük rol oynadığı bir oyun ve bu sefer yapımcıların bu alana özel olarak eğilmeleri çok büyük bir fark yaratmış. En basit vuruş sesini ele alalım, eski oyunlarda daha metalik ve tek düze olan bu ses 8. oyunda öyle tok bir hissiyat veriyor ki en sade vuruşun bile bir gücü var. Artı rakibin üstündeki kostüme göre bu sesin tonlaması da değişiyor. Örneğin daha metal zırha vurmakla çıplak ete vurmak arasında kayda değer bir ses farkı var. Bu incelikli ses dünyası anlık bloklarda, özel hareketlerde, süperlerde ve arenaların atmosferinde de kendini gösteriyor. Her daim güçlü olan müziklerin bu yeni oyunda da kulaklarımızı bolca akılda kalıcı melodiyle doldurduğunu söylememe gerek yok hatta bazı arenalarda çalan şarkıların dövüşleri hızlandırdığını, gerilimi bariz biçimde arttırdığını da gözlemledim.

TEKKEN 8’in her bir yumruğu ve tekmeyi bu denli başarılı hissettirmesinde tamamen elden geçen animasyonların olduğu kadar bu seslerin de payı aşırı büyük. Şunu da belirtmem gerekir ki TEKKEN 8’i oynarken sadece onu oynamadım, her boşluğumda eski oyunlara döndüm ve onlarda neyin nasıl olduğunu tekrar tekrar inceledim. Şöyle diyebilirim ki eğer efsanevi oyun Tekken 3’ü oynadıysanız Tekken 8’de yabancılık çekmezsiniz. 4 bambaşka kafalarda bir oyunken modern yapı Tekken 5’le kurulup günümüze kadar gelmiş. Örneğin 5’teki Nina veya Lili’yi seçtiğimde hiç zorlanmadan Arcade modu bitirebiliyorum bugün dâhi ve oyun hâlâ çok eğlenceli. Tag Tournament’leri ve Revolution’u bir kenara koyarsam elimde 6 ve 7 kalıyor ki 7. oyun muhtemelen serinin 3 ve 5’e en yakın kalibrede oyunuydu. Bugüne kadar. Çünkü kral öldü, yaşasın yeni kral!

Yeni jenerasyona yeni kral

2023 dövüş oyunları açısından müthiş bir yıldı. Aynı yıl içinde hem yeni Street Fighter hem de yeni Mortal Kombat’ı oynadık. SF6 oldukça radikal değişikliklerle gelip yine çok başarılı olmayı bilirken MK1 biraz sallantılı bir rotada ilerliyor şimdilik. Peki Tekken bu işin neresinde derseniz, kendi liginde demeyi tercih ederim çünkü cidden bu sanat harikasını oynadıktan sonra geri dönüp ne SF6’ya ne de MK1’e bakasım geldi. Şimdi burada o oyunların hayranları hemen yaba ve meşalelerle üzerime yürümesin çünkü Tekken hem yapı hem de içerik olarak diğer ikiliden çok farklı bir yere konumluyor kendisini. Hem eski oyunların gerçekçi havasını taşıyor oynanışına hem de git gide dozu artıp burada doruğa ulaşan anime stili abartısını koruyor.

Ha diyebilirsiniz ki Tekken’in DNA’sında her daim anime ruhu vardı ve buna karşı çıkmam da zaten. Sadece dozaj artmış onu bilerek girin derim. Peki seslerin bu denli kritik bir rol oynadığı oyunun görselliği nasıl derseniz kısaca 10/10 derim. 8’e başlamadan evvel biraz 7 oynadım sonra 8’in demosu geldi ve bu sefer 7 ile daha net bir karşılaştırma yapma şansım oldu, oyunun tam sürümündeki görsellik demodan bile iyiydi bir tık ve şunu diyebilirim ki 7. oyundan neredeyse hiçbir öğe yeni oyunda kullanılmamış. Çünkü Unreal 5 destekli oyundaki özellikle dövüşçü modellerinin detay seviyesi öylesine yüksek ki bir önceki oyunun karakterleri (ki ona da zamanında ölüp bitmiştik) yanında plastik oyuncak gibi kalmış. Örneğin Law’un 7’deki modeliyle yeni hali arasında binlerce piksel daha fark var. Onun şişirdiği kaslarındaki her bir damar seçilirken King benzer bir hareketi yaptığında vücuduna pompalanan kanın derisini kızarttığına şahit oluyorsunuz. Vuruşların tokluğu ve dövüş esnasında yavaş çekime girip karakterlere yaklaşan kamera gerçekten de dövüşün içinde hissetmenize neden oluyor. Hatta son vuruşlarda dayağı yiyen karakterin acı dolu yüz ifadesini görmek çoğu zaman insanın kendi yüzünü de buruşturmasına yol açıyor. İşte bu çok daha gerçekçi yüz mimikleri, deli işi kostüm detayları (Zafina’nın takıları nefis), arenalardaki parçalanabilir alanların ve eşyaların sayısındaki artış, tüm gücüyle hissedilen hava şartları ve kusursuz görsel efektleri de dahil ettiğimde oyunun görselliğinin Feng gibi arşı delip geçtiğini tahmin edersiniz.

Tüm bunları hiçbir performans kaybı olmadan PS5’te 4K 60fps oynayabilmekse ayrı bir zevk. Yani oyunun eski nesli es geçmesi boşuna değil. Yeri gelmişken oyunun demosunun benim 5-6 yıllık bilgisayarımda da gayet güzel gözüküp akıcı çalıştığını belirtmem gerekir. Zaten PC için almayı düşünenler oyunun Steam’deki demosunu denesinler kesin almadan önce, ki sistemleri oyuna uygun mu değil mi test edebilsinler. Hani tüm bu görsel şovun ardında dönen matematiği benim beynim çok almıyor fakat oyunun cilasının çok temiz atıldığı belli her anında. Tekken 7’nin başarısından sonra kesenin ağzını açan Bandai Namco Tekken’in babası Katsuhiro Harada ve ekibine bunu yapabilecekleri en iyi Tekken yapma konusunda belli ki tam destek vermiş. Oyunun yapım kalitesi ve çapı bunu bana zaten verirken agresif reklam kampanyaları da şirketin bu oyuna ne kadar önem verdiğinin kanıtı. Agresif demişken…

Agresyonnnn !!!

Şimdiye kadar yapılan tüm tanıtımlarda Harada’nın üstünde durduğu en önemli konu bunun agresif bir oyun olacağıydı. “Yani bu bir dövüş oyunu elbette agresif olacak” dediğinizi duyar gibiyim ama kazın ayağı öyle değil (buraya bir Kazuya dad joke’u sıkıştırmamak için kendimi zor tutuyorum). Şöyle ki Tekken 7 biraz daha satranç gibi oynanan, hızlı ama defansif oynayanın genelde kazandığı bir oyundu. Orada devreye giren Rage Drive ve Rage Art (rage güçleri 6’da gelmişti öte yandan) özellikleri iyiydi fakat oyunun temposunu pek değiştirdikleri söylenemezdi. Buna rağmen ömrü boyunca Tekken 7 hem çok iyi sattı hem de genel çeşitliliği gayet iyi olduğundan bol bol yeni karakterle desteklendi. Filmi ileri sardığımda Tekken 8’in Rage Drive özelliğini komple kaldırdığını, yerine “Heat System” isimli yeni ve daha kompleks bir mekanik koyulduğunu görüyorum. Bu sistem bir kerelik sıradan bir kombo yapmaya imkân tanıyan Rage Drive’dan çok daha etkili kesinlikle.

Şöyle ki tek tuşla veya bazı özel vuruşlarla girilen bu modda bir kere dövüşçü güçleniyor ve hareket çeşitliliği biraz artıyor. Bu modun belli bir süresi olsa da atakları ne kadar seri şekilde dizebilirseniz süreyi biraz daha uzatmanız mümkün oluyor. Heath modundayken güçlü özel kombo yapabilirsiniz veya normal komboları Heath Dash denen teknikle bağlayıp daha da uzatabilirsiniz. Oldukça etkili olan bu tekniği dövüşlerde sık sık kullandım ve yeni gelen yenilenebilir sağlıkla oldukça iyi çalıştıklarını da söylemeliyim. Önceki oyunlardan gelen canımız belli bir seviyenin altına düştüğünde açılan Rage özelliği de geliştirilmiş durumda. Rage alanı aktifleştiğinde dövüşçünün hasarı artarken eğer yenilenebilir sağlık imkânı varsa o da daha hızlı doluyor ve Rage Art’la rakibin kalan sağlığını bitirmek iyi bir taktiğe dönüşüyor. Hatta eğer Rage modu açıksa ve bir de Heath durumuna geçerseniz çok kısa sürelerde rakibe inanılmaz hasarlar veriyor oluyor dövüşçünüz. Bu tabii ki riskli bir tercih ve agresif davranmayı gerektiriyor ama ödülü de kaybettiniz gibi görünen bir roundu çevirmek oluyor genelde.

Ha elbette ki bu sistemler var diye birbirimize körlemesine kafa göz dalıyor değiliz. Karşı tarafın da bu agresyona yanıtı bol ve çeşitli. Misal rakip Hwoarang’la üst üste tekmelerle nefes aldırmıyor ve bloklamak da bir yere kadar gibi bir durumda yapabileceğimiz tonla şey var. Yana kaçınmak, Reverse grab yapan bir karakterdeysek bununla bir yakalama yapmak, oldukça geliştirilmiş ve hassaslaşmış hitboxları (yani karakterin vuruş alanı) kullanarak eğilmek veya zıplamak yoluyla hamleden kaçınmak. Bazı karakterlerde olan Dodge mekaniklerini kullanmak aşağı çapraza doğru zamanda eğilerek yerden gelen bir tekmeyi savuşturmak veya tüm karakterlere gelen armorlu (yani rakibin hamlesini yeme pahasına sağlam bir vuruş çıkarmak) hareketlerden birini yapmak. Veya bir boşluk bulup sağlam hasar veren Rage Art süperini yapmak ki canınız ne kadar azsa Rage modda hasarınızın o kadar yükseldiğini de belirteyim. Tüm bu defans/ofans dengesi oyunun çehresini inanılmaz değiştirerek gerçekten dinamik dövüşler yaratmış. Ekibin önem verdiği bir diğer nokta da oynayana olduğu kadar izleyene de zevk verecek maçlar ortaya çıkmasını sağlamakmış ki bunu da başardıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Yiğidim sen kimsin, kimlerdensin?

Hikâyeyle alakalı detaylar için sabırsızlanabiliyor olabilirsin sevgili okur ama oraya biraz daha var. Çünkü oraya gelmezden evvel uğramamız gereken önemli bir durak karakterler. Yani dövüş oyunlarının can damarına vuracağız neşteri. Bana göre Tekken her daim diğer dövüş oyunlarına nazaran daha etkileyici ve ilgi çekici karakterlere sahip oldu, zaten onun ardından Street Fighter gelir direkt. Zira Tekken’in yapısına sinmiş o biraz daha karanlık yapı ve kompleks karakter dinamikleri daha akılda kalıcı anlar yaratmıştır hep. Burada elbette eskiden bu yana gelen karakterlerin bolca saçmaladıkları bitiş videolarını yok saymıyorum. Hayır, Tekken zaten tüm o karanlık aile draması, sulu zırtlak komedisi ve şapşallıklarıyla güzel. Ve bu güzellik yeni oyunla cidden şahlanmış. Elimizdeki 32 karakterin de kendine has bir albenisi var ve illaki birilerinin seveceği tarzda dizayn edilmişler.

Buradaki tek sıkıntı yeni olarak sadece 3 kişinin (hadi Jun’la 4) kadroya eklenmiş olması. Karşılaştırma olması açısından Tekken 7’nin arcade versiyonu 20, vanilla SF6 18, MK1 23 karakterle gelmişti. Ve bu bahsettiğim 32 karakterden birbirini andıranı da sadece Kuma ve Panda diyebilirim (ki onlar bile gözle görülür şekilde ayrışmışlar artık tarz olarak). Jin ve Devil Jin bile oldukça farklı hissettiren ayrı iki karakter olmayı becermiş. Bu durum bazı karakterlerin tamamen onlara özgü hareketleri olmasını da yanında getirmiş. Diğer dövüş oyunlarında karakterler aşağı yukarı aynı hareket şemalarında oynanırken Tekken 8’de bazı karakterlerde defans kıran vuruşlar, direkt kombo sonrası kapmalar, hatta kombo yapılan kapmalar bazısında inanılmaz sıyrılmalar şeklinde dallanıp budaklanan bir yapıya sahip ve bu inanılmaz eğlenceli. Hani karşınıza çıkan her yeni rakipte şaşırtan bir hareket ya da an göreceksiniz.

İster uyuz olun ister hayran kalın Tekken 8’de herkesin kendini bulacağı bir dövüşçü var gibi görünüyor ve giriş çıkış diyaloglarından kendi aralarındaki atışmalara kadar tüm etkileşimleri onları daha da insansı ve empati kurulabilir kılıyor. Ha unutmadan son yayınlanan fragmanlardan birinde sezonun ilk yeni karakterinin Eddy Gordo olacağı da doğrulandı. Button mash tayfası sevinirken gerisi karalar bağladı gibi oldu ama Eddy’siz bir Tekken olmazdı zaten. Aynı sevgiyi Lei Wulong da görür umarım.

Mişima’ların derdi bitmez

Şimdi şunda anlaşalım. Tekken’in hikâyesi var olan tüm oyun serileri içerisinde başından beri kesintisiz devam eden en uzun anlatı olarak zaten kendi rekorunu geliştirmeye gelmiş buraya. Yani yeni oyundaki olayları anlamak için ya öncesinde oyunun galeri kısmındaki özetleri izleyin, ya Mert’in yazdığı tarihçeyi okuyun (dergide de ayrıca benim yazdığım tarihçeyi okuyabileceksiniz) ya da Youtube’da “The Insane Lore of Tekken” videosunu izleyin ki buradaki olaylar bir anlam kazanabilsin.

Tekken’de olayların merkezinde hep Mişima ailesi oldu ve bu birbirine can düşmanı ailenin geride kalan baba oğul ikilisi Kazuya ve Jin’e odaklanıyoruz bu sefer. Jin önceki oyunlardaki günahlarıyla yüzleşmek ve içindeki şeytani gücü kontrol altına almak istemektedir. Bunun yanı sıra babası Kazuya’nın giderek dünyaya bir tehdit olduğu gerçeği de olduğundan Jin’in elleri bu oyunda hayli dolu. Ona yardımcı olan bir grup karakterle Kazuya’ya bir tuzak kurarlar fakat baskın basanındır kuralı çalışmayınca ikilinin ilk kapışması büyük sivil kayıplar ve Jin’in yenilgisiyle sonuçlanır. Bunun üzerine Kazuya tüm dünyadan dövüşçüleri yeni düzenlenecek olan turnuvaya davet eder (evet, iki oyundur es geçilen turnuva bu sefer anlı şanlı bir dönüş yapıyor) ve kaybedenin ülkesinin cezalandırılacağı yeni bir dünya düzeni kuracağını deklare eder. Olaylar buradan sonra çoğunlukla Jin’i yönettiğimiz ama hemen her karakterin de parlama şansı bulduğu aksiyonu bol, sinematikleri özenle hazırlanmış ve sunumu çok keyifli olan bir şekilde akıyor. Ben en zor modda 4 buçuk saatte geçtiysem, normalde yaklaşık 3 buçuk saatlik bir içerik var demektir ve Tekken 7’ye kıyasla çok çok iyi bir süre bu. Zaten yapım ve sunum kalitesiyle önceki oyunu fersah fersah aşmış bir moddan bahsediyoruz burada.

Şunu da belirtmek isterim ki TEKKEN 8 anlatı ve yazım olarak bir Guilty Gear Strive ayarında olmasa da oynanış çeşitliliği ve eğlence olarak çoğu dövüş oyununun ötesinde bir hikâye modu sunuyor. Sonlara doğru biraz fazlaca anime sularına kayıyor olsa da o sahnelerin abartılı görselliği ve fragmanlarda gördüğümüz savaş sahnelerinin oyuna yansıtılışı ekibin hakikaten yeni bir şeyler yapmak adına çaba sarf ettiğini göstermeleri açısından güzel. Ve bu sefer tüm karakterlerin olaya öyle ya da böyle dahil edilişleri de yerinde bir tercih olmuş. Klişeleri bol olan öykü çok ilginç yerlere yeni yeni kapılar da açıyor. Eğer ömrü yeter de yaparsa Harada’nın iki oyunun öyküsünü daha kaplayacak kadar materyali var elinde. Öte yandan uzun yıllardır anlatılagelen Mişima ailesinin destanına da bir süre ara verirsek şaşırmam.

Bu ana hikâye modunu bitirince soluğu Arcade Quest ismindeki yan öyküde alacaksınız. Bu mod öyle çok çok uzun sürmeyen ve kendi yarattığınız karakterinizle çeşitli arcade salonlarında yükselerek Tekken turnuvasına katılmaya çalıştığınız şirin bir kısım ve her ne kadar SF6’nın ana hikâyesindeki “çevrede kapışılacak rakipler var” konseptini biraz taşıyor olsa da genel olarak onunla alakası yok. O mevzunun da sonradan biraz baydığını ve ana öykünün de ilginçlikten uzak olduğunu düşünürsek Tekken 8’in bu yan eğlencesi işi tadında bırakıyor diyebilirim. Buranın amacının oyuncuyu daha sonra gireceği online lobilere alıştırmak olduğu belli, dolayısıyla bir oynayıp bakmanızda fayda var. Ama esas mevzu Ghost Battle isminde sonsuz oynanabilirliği olan bir alanın kapılarını açıyor olması Arcade Quest’in.

Benim hayaletim seninkini döver

Bu Ghost Battle hadisesi aslında yeni değil ve eski oyunlardan bu yana daha çok kozmetik eşyaların kilidini açmak için kullanılırdı. Bu modda karşımıza gelen abuk sabuk kostümlü rakipleri birer birer geçerek rütbeler kazanır ve keyfimize bakarız. Buraya kadar her şey aynı fakat yeni eklenen kendi hayaletimizle kapışma mevzusu dövüş oyunlarında görülmedik cinsten bir yenilik. Eğer kaydettiğiniz bir hayalete aynı karakterle giderseniz hayalet sizin dövüş yapınızı öğrenmeye, hareketlerinizi taklit etmeye başlıyor. Ne kadar çok ekmek o kadar köfte hesabı bu hayaletle dövüşe dövüşe tarzını keskinleştirip sizin Lili’niz veya sizin Jin’iniz olmasını sağlayabiliyorsunuz. Daha sonra da biledikçe keskinleşen bu silahı dünyanın başına salıyorsunuz.

O da şöyle oluyor; online bir lobiye girdiğinizde herhangi bir oyuncuyla etkileşime girerek hayaletini kendi sisteminize indirerek onunla kapışmak mümkün. Özellikle mücadeleci oyuncuların kendilerini ezeli rakiplerine karşı eğitmeleri veya bolca güçlü ghost sayesinde hızla rütbe atlamalarını sağlayan bu özellik oyunun ömrünü epeyce uzatacaktır görüşündeyim. Yapay Zeka’nın net şekilde benden öğreniyor olması o karakterle yaptığım hataları görmek açısından da güzel bu arada, hani ona öğretirken kendimi de daha iyi tanıyıp eksikliklerimi giderebileceğim duygusu gerçekten teşvik edici.

Yalnız işin rütbe atlama kısmında itirazım olan bir konu oyunun vanilla halinde biraz kozmetiklerin az olması oldu önceki oyuna göre ve rütbe atladıkça da yenilerinin açılmayışı canımı sıktı. Karşılaştırma için Tekken 7’ye baktığımda orada çok daha çılgın görünümler elde edebilirken 8’de nedense çok daha normal insan tadında karakter yaratabiliyor olmak tuhafıma gitti. Ve örneğin saç rengi değişebilirken göz renkleri neden sabit seçeneklerle sınırlı veya neden karakterlerin ten renklerini Soul Calibur’daki gibi değiştiremiyoruz gibi sorularla baş başa buldum kendimi. Yeni konulan kolye bilezik vs takma özelliği hoş olsa da çeşit yine az, ayakkabılar değişebiliyor tamam güzel ama karakterin default görünümüyle farklı ayakkabıyı kombinleyemiyoruz. Neden? Hakeza ayakkabı seçeneği varken eldiven seçeneği neden yok, oyunda bunca farklı eldiven varken? Saç şekilleri, makyajlar ve yüz boyaları da yine muadillerine hatta pek çok RYO veya macera oyununa göre az maalesef. Kıyafetleri değiştirirken kısa bir yükleme olması da ayrıca garip kaçan bir durum. Oyunun diğer her yanında yüklemeler oldukça kısayken (bu da önceki oyunda can sıkan bir durumdu) kıyafet değiştirme neden anlık olmuyor?

Burayı neden bu kadar önemsediğimi de belirtmemde fayda var. Sonuçta bir dövüş oyununda karakterinizle yüzlerce bazen binlerce kez maça çıkıyorsunuz ve zamanla klasik görünümlerden bay gelebiliyor. Tam da bu noktada bu kozmetik değişimler ilaç gibi geliyor ve aynı karakterin bir sürü varyantını oluşturarak taze bir görünüm elde edebiliyorsunuz. Tekken 6 ve 7 bu alanda oldukça iyiyken buradaki geri adım şaşırttı diyebilirim. Elbette ilerleyen dönemde her DLC paketi yeni yeni şeyler ekleyip çeşitliliği arttıracaktır fakat ben bu ilk halini biraz fazla ‘normal’ buldum. Zaten bundan başka da oyuna eksi yazabileceğim bir durum pek yok, onu da not düşeyim.

Modlar ve Online

Geçen oyunda da yoklardı bu sefer belki dönerler diye düşünmüştüm ama nafile. Survival, Time Attack ve çok sevdiğim Team Battle modları sizlere ömür yeni oyunda da. Halbuki olsalar tek kişilik kısmın ömrü hatırı sayılır düzeyde uzayacak. Ama ilginç şekilde geri dönen bir Tekken Ball modu var. Bu voleybol benzeri modda hem rakibe hem de bir topa vurarak galip gelmeye çalışıyorsunuz, özellikle topa enerji yükleyip yükleyip rakibi tek seferde nakavt etmek hayli eğlenceli oluyor. Bunun yanında SF6’da olduğu gibi bazı komboları kolayca yapmanızı sağlayan tek tuşla açılıp kapatılabilen bir kontrol şeması de mevcut ki çok daha detaylı gelen Practice moduyla beraber oyunu ilk kez oynayacaklar için bulunmaz nimet bu ikisi. Hatta oyun kaydettiğiniz replayleri izlerken nerede ne hata yaptığınızı gösterip oraya uygun tavsiyeler veren bir alana da sahip. Oyunda ustalaşmak isteyenler için faydalı olan bu kısım turnuvalara katılacakların epey işine yarayacaktır.

Gelelim Tekken 6 ve 7’nin kangrenli uzvu olan Online kısma. Daha önce bahsettiğim Arcade Quest modunda yarattığımız avatarla lobilerde dolaşabildiğimiz bu kısım SF6’nın fiyakalı lobisiyle pek aşık atacak düzeyde değil ne yazık ki. Tamam, online oyun akışı düzgün ve seriye nihayet gelen rollback netcode çoğu oyunumu sorunsuz oynamamı da sağladı lakin bu lobilerde istediğiniz kişiyle direkt dövüş seçeneği ya yok ya da ben bir şeyleri yanlış yaptım. Yine burada arcade makinelerinin başına oturup seçenekleri belirliyor ve dövüşecek birilerini arıyoruz. Eskiye nazaran bu arama, bulma ve bağlanma hızları gayet yükselmiş ama yani madem ekstralarımız az bu kadar lobi yapmaya da ne gerek vardı diye soruyor insan. Sözgelimi ortamdaki belli yerlerde sadece Arcade modu içeren Tekken 1,2,3 makinaları ve skor tabloları olsa, millet bunlarda rekorlarını yarıştırsa fena mı olurdu. SF6 bunu yapmışken hatta Tekken 5 tam da bu özelliğe sahipken üstelik. Bu kısmın zamanla gelişeceğini umuyorum diyeyim şimdilik. Ama bunun haricindeki Online mod özellikleri gayet güzel. Anlaşılır skor tabloları, gelişmiş sosyal özellikler ve dövüş stilinize göre hayli detaylı şekilde değerlendirilip öne çıkan özelliklerin oyuncu profilinde gözükmesi gibi eklentiler de bu türün tamamlayıcıları olarak hazır ve nazır durumdalar. Ben oyunu daha evvelden incelemeye başladığım için serverlar oldukça boştu ve çoğunlukla da kapalıydı, çıkıştaki yoğunlukta nasıl performans gösterecekler onu göreceğiz fakat yaptığım maçların büyük çoğunluğunda gayet iyi bir online performans görmek beni memnun etti. Özellikle de ite kaka çalışan Kapalı Betalardan sonra.

Neden dövüşüyorsun?

Geçen onca yıldan sonra hâlâ bir Tekken oyunu için heyecanlanabilmek güzel. Seri belki her zaman doğru kararlar vererek ilerlemedi ama her daim sunduğu yeniliklerle taze kalmayı da bildi. Onun güzelliği ve zarafeti yeni oyunla tepe noktaya ulaşmışken ve halihazırda bir önceki oyunun üstünden uzunca da vakit geçmişken çok doğru bir zamanda yeniden bizlerle buluşuyor demir yumruk kralı. Seriyi uzun süredir takip edenler zaten gözü kapalı alıp online lobileri dolduracaklar ilk günden fakat benim esas değinmek istediğim nokta oyunun yeni gelenlere de hayli açık bir yapıda olması. Gerek kolaylaştırılmış kontrol şeması olsun gerek oyunu hayli detaylı şekilde öğreten çok başarılı pratik bölümü olsun Harada-San ve ekibi kitleyi canlı ve genç tutmak için ellerinden geleni yapmışlar. Yeni karakterler, yenilenen eskiler, Heath System falan derken Tekken 8 bütünlüklü bir paket olarak göz dolduruyor bu vanilla halinde bile. Zamanla yeni gelecek karakterler ve eklenecek yeni özelliklerle çok daha şenleneceğini öngörmek oldukça kolay. Fiyatı biliyorum pahalı ama onunla geçireceğiniz yüzlerce saati düşününce gayet de değecektir emin olun. Tamam SF6 ve MK1 de güzel ama bu TEKKEN 8 cidden bir ayrı gaz bir şey olmuş arkadaş be! Dövüşmeyelim de ne edelim?!

Oyun Haberleri

PUBG UC Oyuneks
İlgili Haberler
Oyun Haberleri

Tomb Raider I-III Remastered – İnceleme

Tomb Raider için oyun tarihinin en önemli fikri mülklerinden biri demek yanlış olmaz sanırım.
Daha Fazla
Oyun Haberleri

Age of Mythology: Retold, Bu Yıl İçerisinde Çıkacak

Strateji denildiğinde ilk akla gelen serilerden birisi hiç şüphesiz Age of Empires. Bir de bu…
Daha Fazla
Oyun Haberleri

Prince of Persia: The Lost Crown'a Yeni İçerikler Gelecek!

Sevgili M.İhsan Tatari’nin incelediği ve oldukça beğendiği Prince of Persia: The Lost…
Daha Fazla